Bu blogu takip edecekseniz (tabii eden varsa) benimle ilgili bilmeniz gereken bir şey, tam bir bilimkurgu/fantazi hastası olduğum. O yüzden bu konularda da yazılarımı göreceksiniz ileride, haberiniz olsun. Hatta bu konuda şimdilik kendime sakladığım ufak tefek projelerim bile var ilerisi için. Benim hakkımda ikinci bir bilgi ise yaşlılık fobim olduğu. Yaşlanmaktan ölümüne korkuyorum. İlk beyaz saç telini 5 yaşında farketmiş biri için (evet evet abartmıyorum, çocuk berberinde koltuğun kol koyma yerleri üzerine yerleştirilmiş tahta üzerinde oturacak kadar minicikken berber çekip koparmıştı o teli, sonra da bana göstermişti "Bak saçın beyazlamaya başlamış, yaşlanıyosun şimdiden" diye. Artık nasıl bir şok yediysem aradan bu kadar zaman geçti, hala hatırlıyorum) evrenin müthiş bir şakası daha heralde bu fobi.
İşte bu iki bilgiden sonra Dredd hakkında yazmasam olmazdı. 3. Dünya Savaşı'nın ardından dağılmış fütüristik bir dünyada kontrolsüz nüfus, sınırlı kaynak ve bunların sonucu olarak sınırsız suça karşı önlem olarak oluşturulmuş polis, yargıç ve cellat görevlerinin hepsini üstlenen ve kısaca "Yargıç" denilen adalet biriminin (bir nevi Türk polisi işte) bir üyesi olan Yargıç Dredd'in hikayesi bu. Esasında bir çizgiroman serisi, filmler de bu çizgiromanların uyarlaması.
Fütüristik bilimkurgu kısmını yazdık, peki yaşlılık nerede? Hemen söyleyeyim, bu Dredd'in ilk filmi değil. Bundan yıllar önce Sylvester Stallone'nin oynadığı bir film daha vardı. Yıllar önce kendi vaktinin hit filmi olarak izlediğimiz filmlerin tekrar çevrimlerine rastlamaya başladıysak artık bayağı yaşlanmışız demektir. Düşünün artık, koca bir kuşak o filmleri izlemiş, sonra büyümüş de o filmi baştan çekiyorlar. Daha önce kendi yaşlılığıyla yüzleşen Stallone'un Rocky ve Rambo filmlerine devam çekmesi de bu kadar etkili olmasa da benzer bir his uyandırmıştı. Rambo'nun son filmi çok kötü olsa da Rocky beklentimin aksine çok çok güzeldi, izlemediyseniz izleyin. Neyse, konumuza dönersek özellikle yakın dönemde tekrar çevrimi vizyona giren Total Recall'la beraber bu ikisi fena halde tetikledi fobimi. En azından Total Recall'un aksine Dredd konu olarak eski filmden tamamen farklıydı, aynı dünyadaki başka bir hikayeyi anlatıyordu.
Aslında anlatacağımı anlattım, derdim filmden çok filmi görünce yaşadığım sinir stresti de, adettendir biraz filme de değineyim. Konu psişik güçleri olan taş hatun çömezin bizim odun ruhlu Dredd'le ilk gününü anlatıyor. Şans bu ya, daha ilk günden ikisi şehrin en pis bölgesinde, şehre yeni bir uyuşturucu dağıtmaya başlamış bir çetenin kapanına kısılıyorlar. Bundan sonra da olaylar karışıyor zaten. Bol bol aksiyon, ucundan kıyısından Die Hard havası.
Film genel olarak hem dünyayı hem de çizgiromanları çok güzel yansıtmış. Asla kaskını çıkarmayan ve hep asık suratlı Dredd, şehirdeki kaos, dünyadaki ümitsizlik güzel yansıtılmış. Bir tek gavurun "cheesy" dediği espiritüel havasını kısmışlar, o da heralde filmin ciddiyetini bozmamak için. Ancak filmin bir eksiği senaryo ve kurgu eksikliği. Ellerinde müthiş senaryolara gebe olabilecek çok detaylı bir kurgusal dünya varken buna bu kadar basit bir senaryo çekmek, o geniş dünyayı yansıtmayarak izleyiciyi tek bir binaya kilitlemek işin ucuzuna kaçmak ve eldeki güzelim kaynakları heba etmek olmuş bence. Bu konseptle neler neler çıkabilirdi oysa ki...
Yine de ümitliyim. Eğer bu filmi bi "Du bakalım, tutacak mı?" diye nabız yoklamaya çekmişlerse ve bu kadroyla seri halinde devam ederlerse çok güzel filmler çıkabilir ileride.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder