2 Aralık 2012 Pazar

Kol Bozuk

Şu aralar futbol dünyasında acaip şeyler üst üste oluyor. Her şey İbrahimoviç isimli öküzümsünün İngiltere'ye attığı golle başladı. İbra'nın saçma denecek kadar uçuk gollerini, fantastik denemelerini zaten yıllardır biliyoruz. Barça'da oyun sistemine uygun olmadığı için formu biraz düşse de kariyeri boyunca oynadığı her takımda birbirinden inanılmaz goller atıyor, daha da önemlisi bu girişimlerde bulunacak kadar kendine güveniyor bu adam. Buna da hakkı var, adam her şeyiyle komple bir forvet, her türlü golü atabilecek müthiş bir yetenek. Ama bu sefer kendisi de abarttığının farkında. Milli maçta bizim daha milli takım olarak gol atamadığımız İngiltere'ye tek başına 90 dakikada 4 gol sığdırması yetmedi, son golde adeta rakiplerini aşağıladı. Yüzlerine ana avrat küfretse daha iyi denecek bir gol attı. Kalecinin açılmasını da fırsat bilerek ceza sahası dışında çaprazdan yaptığı rövaşata vuruş kaleyi bulduğunda oyuncular 4. golü yemekten çok böyle bir golü yemenin utancı içindeydiler.



İşte kırılma anı da tam orası. Adam ne yapıp ettiyse orada fiziği kırdı, fizik kurallarını bozdu. Futbola fizik pek işlemiyor o günden beri. Bunun ilk kanıtı oldukça iyi bir defans olsa da teknik açıdan kazma diyebileceğimiz Mexes'in beklenmedik rövaşatasıydı. Zaten başlı başına nadir ve zor olan bu gol çeşidi, bir defans oyuncusunun ayağından gelince daha da ilgi çekiyor haliyle. Bu sezon para uğruna elde avuçta ne varsa satmayı sürdüren, yolunmuş tavuğa dönen Milan'da gol atacak adam kalmayınca Mexes'e düştü iş heralde. Maçtan önce babasına sorsanız "Yok, benim oğlum o kadarını yapamaz." derdi de, dedik ya bozuldu işte fizik bir şekilde.



Artçı depremler pek çok ligde abes gollerle sürerken ucu bizim takımlara kadar dokundu. Fenerbahçe'de geldiğinden beri eleştirilen, denmedik laf kalmayan Bekir tuttu "Benim neyim eksik?" diyip bir rövaşata da o attı. Hem de UEFA kupası maçında. Artık röveşata golü olmayana kız vermiyorlar heralde.



Millete nasıl bir güven geldiyse, artık önüne gelen deniyor. Bizim Sabri ne yapsın, o da artık formasını kaptırıp maçları anca tribünden izleyince antrenmanda denemiş golünü. Yazık olmuş. Sahalarda görmek isterdik böyle bir çabayı kendisinden. Ama dedik ya, futbolu kırdılar diye, sadece rövaşatayla bitmiyor bu gariplikler. Geçen hafta da Türkiye de dahil olmak üzere tüm kıtada gariplikler sürdü. Bunların en dikkat çekenlerinden biri ise geçtiğimiz sezon takımı sırtlayan, ancak bu sezon şu ana kadar pek bekleneni veremeyen ve tepki çeken Felipe Melo'ydu. Galatasaray'ın 10 numarası sıkıntılı giden maçta takımı 1-0 öndeyken son 10 dakikada rakip oyuncuyu düşürerek hem penaltı yaptıran hem de kırmızı kart gören Muslera'nın yerine geçti, ve önce penaltıyı kurtardı, ardından da manyak herif daha top oyundan çıkmadan topa kıçını dönüp gol sonrası yaptığı pitbul şovunu yaptı. Penaltı atışındaki müthiş uçuşu gerçekten akıllarda yer etse de maalesef kendisinden hemen bir gün sonra gelen daha büyük bir şokun gölgesinde kalmaktan da kurtulamadı.



Muhtemelen en acaip olayı Servet yaşattı bize. Zamanında GS'yi sırtlayarak şampiyonluğa ite kaka getiren, sonrasında ise formu düşüp dengesi bozulan, ama en iyi döneminde bile teknik açıdan çok zayıf ve çok hantal haliyle şakalara konu olan Servet'ten böyle bir golü hiç kimse beklemezdi heralde. Tamam, iki sene evvel Ali Sami Yen'in kapanış maçında attığı bir vole vardı, ama ona şans dersin, denk getirmiş dersin yine, tek vuruş sonuçta. Buradaysa baştan sona acaip, birbiri ardına hamleler. Hele son adamı bir sağa bir sola çekerek önünü açması ve topu sağ ayağına geçirmesi kesinlikle müthiş. Videoyu izlerken daha en başta sırıtmaya başladım, sonra o sırıtma kahkahaya dönüştü giderek. Bu hafta şimdilik ortalık biraz daha durulmuş gibi, ama daha son sözü söylemek için erken. Bakalım, futbol tanrıları sarhoşluklarından ayılana kadar daha neler göreceğiz...


Hiç yorum yok: