8 Mayıs 2014 Perşembe

How I Met Your Mother finali

 
İlk sezonuna başladığım günler hala aklımda. Şaka maka 9 sene olmuş. Ve sonunda bu dizi sezonunda ekranlara veda etti dizi. Aslında biteli bir süre oldu, ama ben uzunca bir süre boyunca zorunlu olarak "modern dünya"dan uzak kaldığımdan dolayı son 1 sezonu (hatta 1.5 diyelim, bir önceki sezon da yarıda kalmıştı.) izleme fırsatını ancak bulabildim, finali de az önce izledim. Öyle ki VLC Player hala arka planda açık, duruyor.

Final hakkında elden geldiğince spoiler vermemeye çalışacağım. Ancak günlük hayatta da "Ted Mosby ve John Dorian karışımı" olarak nitelendirilebilecek (ki ikisini de söylemiş insan var) biri olarak bu konuda tarafsız kalamayacağımı biliyordum zaten. İçten içe hep istediğim tek bir final vardı. Dizinin son sezonlardaki durağanlığı, üstüne bir de final hakkında internette ve sağda solda yazılan olumsuz yorumlar beklentiyi düşürse de izlemeden edemezdim. Ve finalin hemen ardından şunu söyleyebilirim ki, şu ana kadar izlediğim en iyi dizi finali. Bugüne kadar bu ünvan Friends'e aitti. Ve belki daha sonra sakin kafayla ikisini eşit tutabilirim, ama bu akşam, gönlümde HIMYM var. Son sezon "en iyisi" olmasa da diğer sezonlara yaptığı tüm göndermeler ve anımsamalarla çok güzel bir şekilde sona hazırlamıştı zaten bizi, finalse çok iyiydi. 

Bu kadar olumsuz yorumu da anlayabiliyorum, çünkü (benim daha önceki tahminlerim arasında yer alan bir son olsa da çok ihtimal vermediğim) çok cesur bir finaldi.

Bu finalin sadece 2 eksiği vardı bence, ne olduğunu söylemeyeyim, Alyson Hannigan söylemiş zaten, merak eden için video aşağıda. Demek ki zaten benim düşündüklerimi düşünmüş senaristler, bir de kesilmemiş uzun versiyonunu izlemek lazım bu bölümün, o zaman tam olacak işte.



6 Mayıs 2014 Salı

Kedi Yumağı

Ülkecek siyaset yapmayı bilmiyoruz. Hayır, "Bağırıp çağırıp asarımlı keserimli konuşmayı siyaset görüyoruz." demeyeceğim, o tespitin ekmeği yeneli yıl oldu. Şu aralar çok moda olan "Onlar bilmiyor (daha ileri gidip onlar cahil, aptal vb. şeklinde abartanlar var), biz biliyoruz." diye görüşe göre ayrımcılık da yapmayacağım, seni beni osu busu yok, ülkecek bilmiyoruz. Şöyle 2 adım uzaklaşıp genel gidişata baksak zaten anlaşılıyor durum. Hele bu son yerel seçimlerden sonra daha da belli oldu.

Bu dünyada "elitist kesim"in sol merkez partiyi, işçi sınıfının sağ merkez partiyi desteklediği kaç ülke daha vardır? Başlı başına bu bile yeterli. Ama burada da bitmiyor. Son yerel seçimde çok daha komik bir tablo çıktı ortaya. Sol merkez parti, üstelik de başkentte, sağ uç partiyle özdeşleşmiş bir adayı kendine alıp aday gösteriyor. Sağ uçtan sol merkeze. Bu durumda kendi oylarını düşürmekle kalmayıp arttırıyor. İşin komiği sağ uç partinin karşı olduğu azınlıklar dahi siyasi görüşleri tamamen zıt olmasına rağmen "rakibi geleceğine bu gelsin." diyerek bu sağ uç görüşlü adama oy veriyorlar, buna karşılık bu adamın sağ uçtaki kendi seçmeniyse "Sol partiye oy vermem" diyerek ona oy vermek yerine tam onun en büyük rakibi olan sağ merkez partiye oy veriyorlar. Bu arada rakip partide de çok sayıda adayı beğenmeyen var, futbol kulübü tutar gibi tuttuklarından oyları değişmiyor ama "Ben buna oy atıyorum da umarım diğeri kazanır." diyorlar. Kafalar bayağı karışmış yani.

Seçim hilesiydi, rüşvetiydi, sandık çalmaktı, makarna dağıtmaktı zaten rezaletin alası tamam, ama o kepazelikler olmadan da gülünç durumdayız yani.

28 Nisan 2014 Pazartesi

Film Yorumu: Divergent (2014)



Son zamanlarda bilimkurgu ve "felaket sonrası gelecekte yeni düzen" kurguları birer birer pörtlemeye başladı. Film endüstrisini eleştirmiyorum, çünkü bu filmlerin hemen hepsi esasında kitaplardan çevrim. Bu duruma "Harry Potter sendromu" diyebiliriz sanırım, zira en belirgin örneğini onda görmüştük. Bir şekilde bu tür bir seri tutunca, haliyle herkes işin kolayına kaçıp kendi benzer senaryosunu üretmeye başlıyor. Nasıl Harry Potter sonrası genç çocuk ve büyü dünyası konseptli kitaplar birbiri ardına türediyse şimdi de hep aynı tip gelecek senaryolu kitaplar etrafı sarmış, Hollywood da boş durmayıp bunlardan kayda değer bulduklarını filmleştirmekte hiç gecikmiyor. Divergent, filmleştirilmiş şanslı azınlık arasında yer almayı başaranlardan.

Son dönemin artık alışılagelmiş "Gelecekte büyük savaş falan olmuş da insanları gruplara bölmüşler meğersem" fantezilerinden biri olarak bu alandaki standart donanım her sahne ve olayı barındırıyor Divergent. Savaş sonrası gelecekte Chicago'da geçen filmde bu sefer insanlar "topluma katkı yapabilecek özelliklerine" göre hippiler, nerdler, patavatsızlar, ezikler ve Sirkeci treninden sarkan tinerciler gibi gruplara bölünmüşler. Başlarında atarlı bir baba olan hippiler şehri yönetip fakirlere makarna - kömür dağıtıyor, nerdler kafayı bulup halisülasyon gördürecek karışımlar araştırıyor, patavatsızlar avukat - hakim olmuş, tinerciler de güvenlik vb görevi yapıyor. Bu açıdan bakıldığında günümüz Türkiye'sinden çok da farklı değil aslında. Başrolde yine son zamanların fenomeni olarak genç hatun var. Kendisi hiçbir gruba uygun çıkmayınca (yok yok, hepimizin bildiği ergen kız triplerinden dolayı değil, test öyle çıkarıyor.) önce panik yapıp sonra bu özelliği sayede aslında meğersem ne politikalar ne el altından komplolar varmış onları çözüyor. Senaryo vasat, aksiyon olarak öyle aman aman pek bir sahne yok, görsellik fena sayılmaz, karakterler sığ. Öyle orta karar bir film. Bilim kurgu olsun taştan olsun diyenler izlesin, kötü bir film değil, ama sinema parası vermeye de pek değmez. Bilim kurgu hastasıysanız ilginizi çekebilir, ama öyle olmayanlar için daha iyi alternatifler elbet mevcut.

6/10

Gecenin Kazananı İstanbulspor

Malum, bu akşam Süper Lig 2013-2014 şampiyonu FB oldu. Benim tuttuğum takım değil, ama bu seneki performanslarını gördükten sonra alkışlamamak da elde değil.

Ancak bu gecenin kazananı benim gözümde herşeye rağmen FB değil, yeni nesilde çok da bilinmeyen ve şu aralar gözden uzak kalan İstanbulspor. O nasıl tebrik? Şirin misiniz siz?